MERKEZİMİZDE GÜN VE SIRA BEKLEMEDEN MR ve TOMOGRAFİ TETKİKLERİ YAPILMAKTADIR YAŞAM TIP MERKEZİ TEL :(318) 212 50 00 soru ve görüşleriniz için mail : yasamtip71@gmail.com

Bio'ssmart biorezonans therapy sistemi Özel Yaşam Tıp Merkezinde Hizmetinizde...

Özel Yaşam Tıp Merkezimizde Tek Seansla sigarayı bırakın...


 Tek seansta zorlanmadan, hiçbir yan etkisi olmayan Bio’ssmart akıllı biorezonans cihazıyla, %92 başarı oranında sigarayı bırakmanız artık mümkün…
 Yöntem, bilimsel bir yöntemdir. Ülkemizde birçok merkezde uygulanmaktadır. Uygulama basit ama etkili bir yöntemle gerçekleştirilir. Herhangi bir ağrı, sızı hissedilmez. Yaklaşık 45 dakikalık bir işlem sonucu sigaradan kurtulmak mümkün.
  Öncelikle, sigarayı bırakmak isteyen kararlı kişiye frekans taraması yapılır ve hasta vücudundaki bozuk ya da doğru olan frekanslar tespit edilir. Bu işlem 20 dakika sürer. Ardından hasta 1 adet sigarayı yarısına kadar içer. Daha sonra, içilen bu sigaradan alınan frekansların tersi hastaya iade edilir ve vücuttaki nikotin frekansları silinir. Buna da Mora-terapi denir (ya da biorezonans terapi).
 Bu ters frekans işlemi bittikten sonra beyin nikotini yabancı bir madde olarak algılar ve vücuttan atmaya başlar. Nikotin artık vücutta olmadığı için nikotin gereksinimi ortadan kalkar. Bu atış işlemi idrar çıkışı ve terleme ile hayata geçer. Bu yüzden, bol su tüketmeniz ve günde en az 1 kere duş almanız gerekmektedir. Terapi bittikten sonra, destek amaçlı olarak aynı frekansları yüklediğimiz homeopatik sıvı kullanmaktayız. Uygulamadan sonra asabiyet, iştah artışı yaşanmaz. 

  Biorezonans Terapi Nedir?

Biorezonans terapisinin uyguladığı temel prensip – inversyon prensibidir. Yani Biorezonans Terapi, biorezonans tarama sonucunda tespit edilen bozuk frekansların, hastaya gönderilen doğru ses dalgaları sayesinde doğru yöne çevrilmesi yöntemidir.

  Biorezonans Terapi ile Sigara Bırakma

Biorezonans ile sigara bırakma terapisi sigaradan alınan frekansların ters çevrilerek hastaya iade edilmesi ile birlikte hasta vücudunda sigara içme isteğini tetikleyen titreşimlerin (frekansların) silinmesi işlemidir.

  Yan Etkisi Var Mıdır?          

Hiçbir yan etkisi olmayan, güvenilir bir yöntemdir.                                                     

  Ağrılı Bir Yöntem midir?

Biorezonans Terapi, ağrısız, ilaçsız, acısız bir yöntemdir. Kan alınmaz, tıbbi hiçbir müdahale yapılmaz.

  Kimlere Uygulanmaz?

Metal kalp kapakçığı, kalp pili olanlara ve hamile bayanlara uygulanmaz.

  Kaç Seans Uygulanır?

Tek seans uygulaması genellikle yeterlidir. Vücudun, terapi sonrası yeni duruma adaptasyonu için birkaç gün geçmesi gerekmektedir.

  Seans Öncesi Yapılması Gerekenler

Mora Terapi seansına gelmeden önce sigara kullanımında azaltma, günlük sigara bırakma denemeleri yapılmamalıdır. Normal sigara tüketimine devam edilmelidir.
Frekans iletkenliklerini hızlandırmak için “Özel Diyet” uygulanmalıdır.

  İşlem Nasıl Yapılır?

Öncelikle frekans taraması yapılır ve vücudunuzdaki bozuk ya da doğru olan frekanslar tespit edilir. Bu işlem 20 dakika sürer. Ardından hasta 1 adet sigarayı yarısına kadar içer. Daha sonra, içilen bu sigaradan alınan frekansların tersi hastaya iade edilir ve vücuttaki nikotin frekansları silinir. Buna da Mora-terapi denir (ya da biorezonans terapi). Bu ters frekans işlemi bittikten sonra beyin nikotini yabancı bir madde olarak algılar ve vücuttan atmaya başlar. Bu atım işlemi idrar çıkışı ve terleme ile hayata geçer. Bu yüzden, bol su tüketmeniz ve günde en az 1 kere duş alınması önemlidir.

  Homeopatik Sıvı

Mora Terapi uygulaması yapıldıktan sonra, son olarak homeopatik sıvı hazırlanır. Homeopatik sıvı – Mora Terapi sırasında hastaya verilen frekansların yüklendiği sudur.                                             
Günde üç kere, yarım yudum şeklinde alınmalıdır.
Sigara içme isteği uyandığı durumlarda ekstradan da alınabilir.                

  Seans Sonrası Yapılması Gerekenler

Kesinlikle, bir nefes dahi sigara içilmemelidir;
Kırmızı et ve kahve 3 gün, gazlı ve alkollü içecekler 2 hafta tüketilmemelidir;
İki hafta boyunca sigara içilen ortamlardan uzak durulmalıdır;
Homeopatik sıvı kullanılmalıdır;
Aşırı sigara içme isteği duyulduğu durumlarda destek terapi için biorezonans uzmanına başvurulmalıdır.

  Nikotin Eksikliği Hisseder miyim?

Mora Terapi uygulaması yapıldıktan sonra beyin nikotini yabancı bir madde olarak algılamaya başlar ve nikotin ihtiyacı ortadan kalkar.  

  Kilo Alır mıyım?

Mora Terapi ile sigarayı barakan kişilerde kilo alımı ya da iştah değişimi yaşanmaz.Fakat sigara bırakma ile birlikte metobolizma yavaşlayacağı için yediklerinize dikkat etmeniz gerekecektir.

  Asabiyet Yapar mı?

Biorezonans Terapi, sinir sistemi de dahil olmak üzere vücudun bütün sistemlerine uygulandığı için vücudun bütün sistemlerinin dengeli çalışmasını sağlar ve terapi sonrası asabiyet genellikle gözlenmez.

 Biorezonans Terapi Sonrası Yaşanacak Durumlar

Kişiler sigara içmek isteseler de, içemezler. İçtiklerinde kusmaya varan bulantı veya keyifsizlik hali yaşayabilirler. Sigara içme isteği azalır. İçmek için çaba harcanırsa bir süre sonra tiksinti ortadan kalkar, fakat sigaradan zevk alamama devam eder.

Kalp pili, beyin pili ve metal kalp kapakçıkları olan hastalarınBiorezonans uygulamasına alınmaları uygun değildir. Ayrıca bedenindeplatin, vida ve başka metal içerikli cisimlerin bulunduğu kişilerin bu uygulamalara dahil olmaları önerilmemektedir.

İrtibat için tel: 0 318 212 50 00

MERKEZİMİZDE OZON TEDAVİSİNE BAŞLANDI



* Karaciğer İltihabı (Hepatit A, B, C)
* Ozonun etki mekanizması, virüsün ozon ile teması sonucu ölmesi ve bağışıklık sisteminin güçlenerek vücudun virüse karşı savunmasının arttırılmasıdır.
* Fibromyalji, eklem ve romatizmal hastalıklar
* Kalp-Damar sistemini düzenlenmesinde
* Böbrek fonksiyonlarının düzenlenmesinde
* Deri hastalıklarında
* Diyabet ve iyileşmeyen yaralarda
* Kanserin önlenmesinde ve tedavisinde yardımcı olarak
* Astım ve alerjik hastalıkların tedavisinde
* Göz hastalıklarında
* Bağırsak Hastalıklarında
* Virüslerden kaynaklanan hastalıklarda
* Kadın hastalıklarında
* Cinsel fonksiyonların düzenlenmesinde
* Nörolojik hastalıklarda (multiple skleroz,Alzheimer, Parkinson v.s)

Gibi hastalıkların tedavisinde kullanılan cihaz merkezimiz bünyesinde hizmet vermeye başlamıştır.

ozon tedavisi nedir?
Ozon üç oksijen atomundan oluşan bir kimyasal bileşiktir (O3). İki atomlu normal atmosferik oksijenin (O2) çok yüksek enerji taşıyan bir şeklidir. Bu nedenle Ozon, süper oksijen olarak kabul görür.
 
Ozonun etkileri ve yaşamımız için gerekliliği 1800'lü yıllarda keşfedilmiştir. Ozonlama ise, yaklaşık 150 yıldır bilinen bir teknoloji olmasına rağmen kıymeti daha yeni anlaşılmaktadır.
 
 
Ozon göklerden gelen şifadır; aynı zamanda oksijenin kimyasal bir kuzeni olan ozon atmosferde yüksek enerjiye sahip güneş ışınlarının ve diğer zararlı olabilecek ışınların, yeryüzüne kontrollü bir şekilde süzülerek gelmesi gibi, dünyadaki yaşamı mümkün kılan çok önemli bir göreve sahiptir.

 
Ozon, kan yoluyla, kas içine, cilt altına, torbalama sistemi ile rektal (makat) ve vajinal yol gibi yöntemler ile birçok hastalıkta ve sağlığı korumak amacıyla kolaylıkla uygulanabilmektedir.
 
 
Ozon gazı, tıpta hastalıkların tedavisinde 100 yıldan fazla zamandır yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Aktif oksijen molekülü olan ozon gazı kullanılarak yapılan iyileştirici tedavilere “ozon terapi“ denilmektedir.
 

DİYABET HASTALIĞI

Diyabet nedir?
Pankreasın yeterli miktarda insülin salgılayamaması veya salgılanan insülinin yeterli derecede kullanılamaması nedeniyle kan şekerinin yükselmesi durumu olarak tanımlanan diyabet ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak nitelendiriliyor.
Diyabetin iki ayrı tipi var: "Tip 1" ve "Tip 2"
"Tip 1" diyabet insülin hormonu eksikliği sonucu meydana geliyor. Sıklıkla çocukluk ve gençlik çağlarında başlıyor. Türkiye´de şeker hastalarının yüzde 10´unu "Tip 1" diyabetliler oluşturuyor. "Tip 2" diyabeti ise daha çok erişkinlerde görülüyor. 40 yaşın üstündeki kişilerde enfeksiyon, stres, ameliyat, gebelik ya da fazla kilo alınması  hastalığı ortaya çıkarabiliyor.
Kimlerde daha fazla görülür?
Uzmanlar ailesinde diyabet olanlarda, şişman kişilerde, 4 kilodan daha ağır bebek doğuran kadınlarda ve aşırı stres altında yaşayan insanlarda diyabet görülme riskinin daha sık olduğu belirtiliyorlar.
Belirtileri neler?
Sık idrara çıkma, ağız kuruluğu, çok su içme, açlık hissi, cilt yaralarının geç iyileşmesi, kuru ve kaşıntılı bir cilt, ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, erişkinlerde görülen diyabetin en önemli belirtileri arasında yer alıyor. Bu belirtiler zaman içinde yavaş yavaş ortaya çıkıyor.
Tedavinin esasları neler?
"Tip 2" diyabetin tedavisinin ilk adımını beslenme ile yaşam tarzının değiştirilmesi ve egzersiz programlarına başlanması oluşturuyor. 

EVDE KAN ŞEKERİ TAKİBİ VE ÖNEMİ

Ağızdan alınan kan şekerini düzenlemek için kullandığımız ilaçlar , beslenme ve egzersizle kan şekeri kontrolü sağlanamayan Tip 2 diyabetlilerde kullanılır. Bu ilaçların etkileri biribirlerinden farklıdır. Bu ilaçları etkilerine göre gruplandırıp inceleyeceğiz.

Evde kan şekeri izlemenin yararları:
• Daha kolay ve ekonomik kan şekeri kontrolü sağlanmasına yardım eder. Striple kan şekeri ölçümü, labaratuvar koşullarında ölçümden daha ekonomiktir, üstelik striple ölçümde çok kısa süre içerisinde sonuç alınabilir, böylece zaman kaybı da önlenmiş olur.
• Hipoglisemi ve hipergliseminin erken fark edilerek önlenmesini sağlar. Hipoglisemi veya hiperglisemi belirtisi hissettiğiniz anda evinizde hemen ölçüm yapıp sonuç alabildiğiniz için, zaman kaybetmeden ve bu komplikasyonlardan zarar görmeden şekerinize müdahale edebilirsiniz.
• Kullanılan diyabet ilaçlarının doz ayarını kolaylaştırır. Evde izlediğiniz kan şekeri sonuçlarınıza göre doktorunuz kan şekeri düşüklüklerini ve yükselmelerini, bunların ortaya çıkış zamanlarına göre değerlendirerek tedavinizi çok daha iyi planlayabilir.
• Daha güvenli ve rahat bir yaşam sağlar.

GÖZ TANSİYONU (GLOKOM)

Her 100 kişiden birinin sorunu olan göz tansiyonu ya da glokom, tüm körlüklerin de yüzde 5´inden sorumlu tutuluyor. Yıllarca hiç belirti vermeden ilerleyen glokomun bebekler açısından risk oluşturduğuna işaret edilmektedir.  1 yaş altındaki tüm bebeklerin kontrolden geçirilmesi önerilmektedir.
Türkiye´deki istatistikler net olarak bilinmemekle birlikte 40 yaş üzeri her 100 kişiden 1´inde göz tansiyonu saptanmaktadır. Aynı zamanda tüm körlüklerin yaklaşık yüzde 30-35´inden göz tansiyonu sorumludur.
Glokom her yaşta görülebilir, ancak 40 yaş üzerinde daha sık tesbit edilmekte ve yaşın ilerlemesi ile birlikte hastalığın görülme oranı artmaktadır.
Göz tansiyonu yüksekliği, doğumsal olarak görülebilir. Konjenital glokom olarak tanımladığımız bu hastalık hemen doğumdan sonra, ya da bir süre geçtikten sonra ortaya çıkar. Bebeğin gözlerinin normalin üzerinde yaşarması ve ışıktan rahatsız olması hastalığın  ilk belirtileridir. Hastalık ilerledikçe artmış olan göz içi basıncının etkisi ile kornea dediğimiz gözün ön saydam kısmının çapında  artma olur ve göz normalden daha büyük görünür. Eğer hastalık hala tanınıp tedavi altına alınmamışsa giderek artan göz siniri hasarı sonucu körlük kaçınılmazdır. Bu yüzden 1 yaş altı bütün bebeklerin herhangi bir göz problemi olmasa dahi bir göz  doktorunun kontrolünden geçmesinde yarar var.

ÇOCUĞUNUZUN OMURGA GELİŞİMİNE DİKKAT EDİYORMUSUNUZ?

SKOLYOZ : Omurga 3 boyutlu eğimidir. Normal omurga önden veya arkadan bakıldığında düzdür. Yine normal olarak yanlardan bakıldığında omurga göğüs bölgesinde, arkaya “kifoz” bel bölgesinde öne “lordoz” doğru eğimlidir. Skolyozda yukarıdan aşağıya bakıldığında tüm vertebralar sırt veya bel bölgesinde bir yöne doğru eğilmişlerdir. Omurganın merkezinden üstten aşağıya bakıldığında omurgaların bir kısmı bükülmüşlerdir. Bu da “genelde sağ” kaburgaların çıkınıtılı olması sonucunu doğurur. Skolyoz ailenin birden fazla üyesinde aynı veya farklı kuşaklarda ortaya çıkabilir. “skolyoz, çocuğun veya ailesinin yaptığı veya yapamadığı bir şey nedeni ile gelişemez” Kötü vücut postürü veya ağır çanta taşımak Skolyoza neden olmaz. Skolyoz genelde buluğ çağında ortaya çıkan bir omurga deformitesidir.

Nasıl Fark Edilir?
Skolyozun en çok görülen bulgularından birisi sağ tarafta belirginleşen kürek kemiği çıkıntısıdır. Bir omuz diğerinden daha yüksek olabilir ve çocuk bir tarafa eğilmeye eğilimlidir. Kalça kemikleri simetrik olmayabilir ve biri diğerinden daha yüksekmiş gibi görünür. Skolyozu bozuk duruş ile karıştırmamak gerekir. Sıklıkla skolyozun ilk belirtilerinden biri daha önce giyilebilen giysilerin vücuda tam oturmamasıdır. Bu kızlarda eteğin veya giysinin çizgilerinin asimetrik olması ile belirginleşir.

BEBEK BAKIMI

    Bebek Bakımı Heyecanla beklenen doğum gerçekleştikten sonra anneler, bebeklerine nasıl bakmaları gerektiğiyle ilgili olarak yakınlarından ve arkadaşlarından gelen öneriler yüzünden ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Bu karmaşa bebek bakımında yanlışlara yol açabiliyor. Anne sütünün yetersiz olduğunun düşünülüp hemen mamaya başlanması: Yenidoğan bebeklerin daha iyi büyüyüp gelişmeleri, hastalıklardan korunmaları ve nöromotor gelişimleri için anne sütü büyük önem taşıyor. Hazırlanma ve saklanma sorunlarının olmayışı, ucuzluğu, istenilen her yerde verilebilmesi anne sütünün seçilmesindeki faktörlerden yalnızca bazıları. Anne sütü ilk günlerde fazla miktarda salgılanmıyor. Fakat 3. gün ve 3. hafta da artış gözleniyor. Buradaki en önemli kriter, annenin emzirmek istemesi ve bebeğin emmesidir. Eğer bebeğin emmesini engelleyecek bir sorun varsa (dudak, damak yarağı gibi) anne çalıştığı için emziremiyorsa o zaman anne sütü sağılıp buzdolabında saklanabilir. Buzdolabından çıktıktan sonra oda sıcaklığına gelince bebeğe verilebilir. Eğer bebek düzenli takiplerinde iyi tartı alıyor ve günde en az beş kez idrar yapıyorsa anne sütü yetiyor demektir. İlave su veya mamaya pek gerek yoktur.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...